Anatomi Serisi İki Dillilik ve Çok Dillilik Nedir?

UNESCO verilerine göre dünya nüfusunun yarıdan fazlası iki dilli. Birden çok dile sahip olmanın arkasında yatan nedenlere baktığımızda ise birçok faktörle karşılaşıyoruz. Perspektif Anatomi Serisi, iki dillilik ve çok dillilik kavramlarını ele alıyor.

Ahmet Aslan 14 Kasım 2020

Günümüz toplumları geçmişe nazaran çok etnikli, çok kültürlü ve çok dilli bir görünüme sahip. UNESCO verilerine göre dünya nüfusunun yarıdan fazlası iki dilli. Göçler, iletişim imkânlarının gelişimi, farklı kültürleri tanıma ve bilgi kaynaklarına ulaşma arzusu, devletlerarasında artan ticarî ve diplomatik temaslar bu durumun başlıca sebepleri arasında sayılabilir. Ayrıca evlilikler, savaşlar ve sömürgecilik de kültürel karşılaşmalara yol açan önemli faktörler arasında yer alıyor.

Çok dillilik tarihi kaynaklara göre kadim bir olgu. Bununla birlikte bu olgu, 70’li yıllar itibarıyla bireysel, toplumsal ve kurumsal açılardan bilimsel olarak incelenmeye başlandı. Azınlıkların tanınma mücadelesi sürecinde gündeme gelen çok dillilik kavramı, hiyerarşik sınıflama tartışmalarında da kullanıldı. Avrupa Birliği’nin bütünleşmesi sürecinde bazı üye ülkeler için birden çok resmî dilin gündeme gelmesiyle birlikte çok dillilik, Avrupa bağlamında politik ve kamusal alana yerleşti. Ayrıca günümüzde Belçika, İsviçre, Bosna Hersek, Güney Afrika, Ruanda, Karayip Hollandası, Hindistan, Malezya gibi birçok devlet; demografik, siyasi ve sosyal sebeplerle resmî çok dillilik politikası güderken Türkiye, Fransa, Almanya, İran gibi bazı devletler ise tek resmî dil politikasını tercih etti.

Dilbilim, sosyoloji ve pedagoji gibi bilim dalları birbirinden farklı bakış açılarıyla çift dillilik ve çok dilliliği inceliyor. Kimi araştırmacılar, bu iki kavramı birbirinin yerine kullanırken kimileri ise iki kavramın birbirinden farklı yanlarına vurgu yapıyor. Mesela dilbilimcilere göre iki dillik ve çok dillik farklı şartlar altında, farklı şekillerde ve farklı ortamlarda edinildiği için bu iki olgu birbirinden ayrışıyor.

Dosya: "Anaokulunda Müslüman Çocuklar"

Anaokulunda İki Dillilik ve Çok Dillilik Tartışmasına Bakış

1 Haziran 2020

İki Dillilik ve Çeşitleri

İki dilliliğin (Alm. “Bilingualismus”) çok çeşitli şekilleri olması sebebiyle hepsini kuşatan ve genel kabul gören bir tanımını yapmak zor. Bloomfield iki dilliliği, iki dile de ana dili gibi hâkim olmak olarak nitelendirmekte. Ona göre iki dilliliğin söz konusu olabilmesi için iki dili de ustaca kullanabilmek gerekiyor. Ancak burada ikinci dilde ustalığın derecesini belirlemenin tam olarak mümkün olmadığını yazar da kabul etmekte (1935:55-56).

Kavram için kabaca “iki farklı dile, dolayısıyla farklı iki dünya arasında etkili iletişim imkânı sağlayan iki sisteme sahip olmak” (Beziers ve van Overbeke, 1968:133) şeklinde yapılacak bir tanım ise oldukça genel kalıyor. 80’li yıllarda yaygınlaşan ve popülerlik kazanan kavram, dönemin araştırma bulgularıyla tanımlanmaya çalışılmış. Diğer taraftan kişinin ana dilinden başka bir dilde okuma, dinlediğini anlama, yazma ve konuşma gibi dört temel dil becerilerinden en az birinde asgari bir beceriye sahip olmasını da iki dillilik olarak gören araştırmacılar bulunuyor (Macnamara, 1967).

Öğrenme şart, ortam ve gerekçeleri dikkate alındığında iki dilliliğin ferdî ve toplumsal olmak üzere iki türünden bahsedilebilir. Ferdî iki dillilik (Alm. “individueller Bilingualismus”), bireyin çok milletli evlilik, göç gibi çeşitli sebeplerle oluşmuş çok dilli ve kültürlü bir ortamda yetişmesi ve/veya ihtiyaç duyması sonucu öğrenerek iki dile de hâkim olmasıdır. Buna göre yabancı bir dili çeşitli ihtiyaçları karşılamak amacıyla bireysel ya da eğitim kurumlarında toplu olarak öğrenme de ferdî iki dillilik içinde değerlendirilmektedir. Toplumsal iki dillilik (Alm. “sozialer Bilingualismus”) ise bir topluluğun sosyal ve kültürel sebeplerin oluşturduğu ortam gereği iki dile de hâkim olması durumu. Azınlıkların, etkileşim sonucu hem çoğunluk toplumunun diline hem de ana dillerine yaygın bir öğrenme şeklinde hâkim olması toplumsal iki dilliliğe örnek olarak verilebilir (Karaağaç, 2011).  

Kaynaklarda ferdî ve toplumsal iki dillilik dışında yatay (Alm. “horizontaler Bilingualismus”), dikey (Alm. “vertigaler Bilingualismus”) ve çapraz iki dillik (Alm. “diagonaler Bilingualismus”) kavramlarına rastlıyoruz. Pohl’ün 1965’te yaptığı bir sınıflamaya dayanan bu ayrımda yatay iki dillilik; kamusal, kültürel hayatta ve aile ortamında iki farklı dilin eşit değerde statüye sahip olmaları durumunda söz konusudur. Böyle bir yeterlilik ise genellikle toplumun yüksek, eğitimli sınıflarında görülebiliyor.

Katalonya’da Katalanca ve İspanyolca, Quebec’te Fransızca ve İngilizce kullanılması, söz konusu toplumsal sınıflarda yatay iki dilliliğe örnek oluşturuyor. Dikey iki dillilik ise bir kimsenin hem toplumun geneli için standart olan dile hem de o dilden farklı; ama onunla akraba olan bir lehçesine hâkim olması anlamına geliyor. Örneğin İsviçre’de Almancayı ve İsviçre Almancasını; Bali’de Endonezce ve Baliceyi konuşabilen kimse dikey çift dillidir. Çapraz iki dillilik ise bir kimsenin bir lehçe veya standart olmayan bir dille birlikte bu lehçeyle akraba olmayan bir standart dile hâkim olması durumunda söz konusu. Kuzey Doğu Belçika’da Plattdeutsch dili ile Fransızcanın; Yeni Zelanda’da Maori ve İngilizcenin bir kimse tarafından konuşulabilmesi çapraz çift dillilik olarak isimlendiriliyor.

Dosya: "Avrupa'da Türkçenin Geleceği"

“Ana Dilini Öğrenemeyen Çocuk, Yaşadığı Toplumun Dilini Öğrenemez”

1 Nisan 2018

İki dillilikte bazen dillerden birine hâkim olmak, diğerine nazaran daha itibarlı ve sosyo-ekonomik açıdan zenginleştirici olabiliyor. Bu durum zenginleştirici iki dillilik (Alm. “additiver Bilingualismus”) olarak adlandırılıyor. Günümüzde İngilizcenin diğer diller yanında böyle bir ağırlığa sahip olduğu aşikâr. Bunun tam karşıtı ise iki dilden birinin, konuşan kimseyi sosyo-kültürel açıdan zayıf düşürmesi. Bu durum ise zayıflatıcı iki dillilik (Alm. “subtraktiver Bilingualismus”) olarak adlandırılıyor. Günümüz İngiltere’sinde her geçen gün konuşanı azalan Galce zayıflatıcı iki dilliliğe örnek olarak verilebilir (Genç, 2011:10).

İki Dilliliğin İki Kaynağı

Çift dilliliğin ve çok dilliliğin yayılmasına sömürgeciliğin büyük etkisi oldu. Sömürgeci devletler kendi dillerinin sömürdükleri topraklarda resmî dil olmasını sağladılar. Böylelikle birçok Afrika ve Asya ülkesinde çok dillilik yaygınlaştı. Bu duruma Fransızcanın resmî dil olduğu Kamboçya ve Vietnam ile Hintçeyle birlikte İngilizcenin resmî dil olduğu Hindistan örnek verilebilir. Benzer şekilde Afrika’da Botsvana, Burundi, Kamerun, Mali, Nijer, Ruanda gibi birçok devlet, resmî dil olarak Fransızcayı benimsedi. Sömürgecilik dışında II. Dünya Savaşı’ndan (1939-1945) sonra Avrupa ülkelerine yönelen iş gücü göçüne dayalı göç hareketleri ve ulusaşırı genel ağa dayalı kitle iletişiminin yaygınlaşması da iki/çok dilliliğin yaygınlaşmasına sebep oldu.

Modern dönem öncesi gayet doğal bir olgu olarak karşılanan çok dillilik, Fransız İhtilali sonrasında gelişen nasyonalist hareketlerle ulus devlet ve ulusal dil anlayışı gereği engellenmeye çalışıldı. Böylelikle dinden ziyade dil; farklılıklar oluşturarak ayrıştırma, belli bir dili resmî dil yaparak yüceltme ya da azınlıkların dillerini ötekileştirerek bölme aracı kılındı. Nasyonalist hareketlerin bu tür politik eğilimlerine rağmen göç hareketleri, iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve küreselleşme gibi süreçlerle çok dillilik, günümüz dünyasında yaygınlığını sürdürebiliyor.

Avrupa Birliğinde Çok Dillilik

Avrupalı kimliğinin temel zenginliklerinden biri olarak görülen dilsel çeşitlilik hem Brüksel’de hem de Strazburg’da yerleşik bulunan birlik kurumları tarafından teşvik edilmekte. Avrupa Komisyonu’nun Eğitim ve Kültür Genel Müdürlüğü içinde yer alan Çok Dillilik Politikası Birimi ile Avrupa Konseyi’nin Eğitim Müdürlüğünün Dil Politikası Birimi, birliğin dil politikalarını yürütmekte. Avrupa Konseyi, bir kimsenin birden fazla dile hâkim olmasını “çoğul dillilik”, belli bir coğrafyada değişik dillerin eş zamanlı konuşulmasını çok dillilik olarak tanımlasa da Avrupa Birliği kurumları çok dilliliği iki olgu içinde de kullanabiliyor.

Çok dillilik, Avrupa Birliğinin üç temel yapısı olan Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nda yıllardır temel odaklanma alanlarından birisi. Birlik, uyguladığı dil politikasıyla kültürel kimlik inşası ve toplumsal bütünleşme yanında çok dilliliğin potansiyel eğitim, uzmanlık ve ekonomik imkanlarına ulaşmayı hedefliyor. Uygulanan çok dillilik politikasına, çocuklara çok erken yaşlarda en az iki yabancı dil öğretme hedefini benimseyen 2002 Barselona toplantısında alınan konsey kararları yön veriyor.

2005 Kasım ayında ilan edilen Avrupa Komisyonu Bildirgesiyle ise üç hedef belirlendi: Yurttaşların AB mevzuatı, süreçleri ve bilgilerine kendi dillerinde erişebilmelerini sağlamak, dillerin ve çok dilliliğin Avrupa ekonomisi üstünde oynadığı önemli rolü vurgulamak ve bunu daha da geliştirmenin yollarını bulmak, karşılıklı anlayış ve iletişimi iyileştirmek için bütün yurttaşları daha çok dil öğrenip konuşmaları için özendirmek. Avrupa Konseyi, bu hedefler doğrultusunda hemen her yıl aldığı yeni kararlarla ve kurulan komiserliklerle çok dillilik politikalarını sürdürmekte, dilsel çeşitliliği hem dayanışma hem de refah için vazgeçilmez görmekte. Bu doğrultuda Birlik kurumları için dil öğretimi öncelikli bir mesele olup yabancı dillerde iletişim eğitim-öğretim verimliliğinin temel kriterlerinden biri. Bununla birlikte AB ülkelerinde yaşayan göç kökenlilerin ana dilleri, eğer bu dillerin konuşulduğu ülkeler Birliğe üye değillerse aynı teşviki göremiyor. Bu durum politik bir tutarsızlık olarak değerlendirilebilir. Zira yabancı dillerde iletişim, eğer yabancı dil Birliğe üye ülkelerin dillerinden biriyse desteklenmekte, değilse önemsenmemekte.

Dosya: "Avrupa'da Türkçenin Geleceği"

Batı Avrupa’da Türkçe Öğretimi Neden Önemli?

2 Nisan 2018

Zenginlik mi Sosyal Bir Sorun mu?

Dilimiz dünyamızsa, iki ya da daha çok dile hâkim olmak birden çok dünyada yaşamak, ömrü zenginleştirmek demektir. Bununla birlikte çift/çok dillilik çok da kolay bir süreç değil. Zira dil demek aynı zamanda kültür demek. Kimliğin, kişiliğin üzerine inşa edileceği dil, beraberinde belli bir tarihi, kültürü de hesaba katmayı gerekli kılmaktadır.

Ana dilinden başka bir dilde temel eğitim alan, ikincil sosyalleşmesini ana dilinden başka bir dilde yaşayan kuşaklar her iki dile de hâkim olmak durumundalar. Anadili ve çoğunluk toplumunun dili ya da ortak dil eş zamanlı olarak yeterince gelişirse ortaya iki dünyadan oluşan bir zenginlik çıkabilir. Ancak çeşitli sebeplerle bu iki dilden biri veya ikisi yeterince gelişmediğinde çift dillilik yerine “çifte yarım dillilik” ya da “anadili kaybı” gibi olgularla karşılaşmak mümkün. Gerekli kurumsal düzenlemeler yapılarak göç kökenli kuşakların çok dilliliği sosyo-kültürel açıdan desteklenmediğinde, bu zenginlik potansiyeli sorun üreten bir mekanizmaya dönüşebilir.

Kaynaklar:
Beziers, M. ve van Overbeke, M. (1968). Le bilinguisme Essai de définition et guide bibliographique. Louvain: Librairie universitaire.
Bloomfied, L. (1935). Language, London: Allen&Unwin.
Genç, S. (2011). Sprachökonomie im Bilingualismus (Deutsch – Türkisch) und ihre möglichen Erscheinungen im Sprachgebrauch. (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul Üniv. Sos. Bil. Ens. İstanbul.
Karaağaç, G. (2011). “Bireysel İki Dillilik ve Toplumsal İki Dillilik”, Türk Dili, C I, S. 717, Eylül 2011, s. 222-228.
Macnamara, J. (1967). “The Bilingual‟s Linguistic Performance-A Psychological Overview”, Journal of Social Issues, 23 (2), 1967, 58-77.
Pohl, J. (1965). “Bilinguismes” Revue Romanie de Linguistique 10, 1965, s. 343-349.
Konsey Kararları:
Barselona Avrupa Konseyi Başkanlık Kararları (2002)
Avrupa Konseyi Bildirgesi, Çokdillilik İçin Yeni Bir Strateji Çerçevesi (2005)
Ahmet Aslan

Bir dönem Almanya’da ikamet etmiş olan Ahmet Aslan, Din Sosyolojisi alanında doktorasını tamamlamış olup gençlik, değerler ve göç sosyolojisi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar